Benny Hinn Sapkınlığı Hakkında!
Son bir ayda Benny Hinn’in Türkiye’ye gelerek Türk imanlılara bir konferans vereceği haberlerini duymaya başlamıştım. Öncelikle ertelenen veya iptal edilen bu konferans, şimdi kesin bir şekilde gerçekleşmek üzere planlanmıştır. Gördüğüm afişe göre 10 Kasım’da Benny Hinn, Türk imanlılara seslenecek
Bu yazıyı yazmaktaki amacım nedir? Amacım kesinlikle bu konferansa gitmeyi düşünen imanlı kardeşlerimle aramızda bir nefret köprüsü kurmak değil, tam tersine Benny Hinn’in gerçekten kim olduğunu bilmeyerek, iyi niyetlerle de olsa bu konferansa davet edilen veya gitmeyi düşünen kardeşlerimi bazı kesin gerçeklerden bahsederek uyarmaktır. Asıl olarak, bu bahsettiğim amaç ikincil amacımdır. Bugün Benny Hinn’in Türkiye’ye gelmesi beni düşündüren ve kaygılandıran asıl şey değildir. Beni asıl kaygılandıran şey Benny Hinn’in kim olduğunu, bugüne kadar neler yaptığını ve neler söylediğini bilmelerine rağmen bu konuda herhangi bir sorunu olmayarak, onu Türkiye’ye davet etmeyi seçen sözde önderlerdir. Bu nedenle, koyunlarına sahip çıkmayı bilmeyen bu önderlere rağmen bu ve bunun gibi diğer yazılar aracılığıyla,, Mesih’in kanıyla kurtardığı ve her gün aracılık ettiği kişileri kurtlardan biraz da olsa uzak tutmak yüreğimin duasıdır. Benny Hinn bugün veya yarın tekrar Türkiye’ye gelebilir. Belki de bu ziyaretinden sonra bir daha hiç gelmemeyi seçebilir. Ancak, Benny Hinn’i Türkiye’ye davet eden ve alkışlayan kişiler her zaman aramızda olacakları için ve bu kişilerin kendilerine önder deme cüretini göstereceklerini bildiğim için, bu yazıyı yazma gerekliliğini duyuyorum.
Devamı...
Bu yazıyı yazmaktaki amacım nedir? Amacım kesinlikle bu konferansa gitmeyi düşünen imanlı kardeşlerimle aramızda bir nefret köprüsü kurmak değil, tam tersine Benny Hinn’in gerçekten kim olduğunu bilmeyerek, iyi niyetlerle de olsa bu konferansa davet edilen veya gitmeyi düşünen kardeşlerimi bazı kesin gerçeklerden bahsederek uyarmaktır. Asıl olarak, bu bahsettiğim amaç ikincil amacımdır. Bugün Benny Hinn’in Türkiye’ye gelmesi beni düşündüren ve kaygılandıran asıl şey değildir. Beni asıl kaygılandıran şey Benny Hinn’in kim olduğunu, bugüne kadar neler yaptığını ve neler söylediğini bilmelerine rağmen bu konuda herhangi bir sorunu olmayarak, onu Türkiye’ye davet etmeyi seçen sözde önderlerdir. Bu nedenle, koyunlarına sahip çıkmayı bilmeyen bu önderlere rağmen bu ve bunun gibi diğer yazılar aracılığıyla,, Mesih’in kanıyla kurtardığı ve her gün aracılık ettiği kişileri kurtlardan biraz da olsa uzak tutmak yüreğimin duasıdır. Benny Hinn bugün veya yarın tekrar Türkiye’ye gelebilir. Belki de bu ziyaretinden sonra bir daha hiç gelmemeyi seçebilir. Ancak, Benny Hinn’i Türkiye’ye davet eden ve alkışlayan kişiler her zaman aramızda olacakları için ve bu kişilerin kendilerine önder deme cüretini göstereceklerini bildiğim için, bu yazıyı yazma gerekliliğini duyuyorum.
Devamı...
Benny Hinn'le İlgili...
Hank Hanegraff
25 Haziran 2008
Geçen 15 senelik zaman içerisinde Benny Hinn ve kendisine benzer ‘İman Şifacıları’ gelecekle ilgili uydurma peygamberliklerde ve açıklamalarda bulunmuşlardır. Bunların arasında sahtekarlıkta en ileri gideni Benny Hinn olmuştur. Benny Hinn 19 Ekim 1999 tarihinde, dünyanın her tarafında ölüleri gömmek yerine ölülerin tabutlarını televizyonların karşısına koyup ölülerin ellerini televizyona dokundurtmalarını ve ölülerin dirilmeye başlayacağını söylemiştir. Benny Hinn’in kendi sözlerine bakalım:
‘’TBN (TV kanalı) için şunu görüyorum. Bu kanalı izleyerek ölülerin ölümden dirildiğini göreceksiniz. TBN kanalını izleyerek ölülerin diriltilmesini sağlayacaksınız... Size söylüyorum, ben bunu Ruh’ta görüyorum. Harika olacak – İsa sana bunun için hamdediyorum – Dünyanın her tarafında insanlar – Amerika’da o kadar çok olmasa da – Dünyanın her tarafında insanlar sevdiklerini kaybedecekler ve cenazeleri almaya gelenlere ‘Henüz olmaz. Ben sevdiğim bu kişiyi alıp 24 saatliğine televizyonun önünde tutacağım’.... Televizyonların önünde sıra sıra tabutlar görüyorum ve ölü yakınları ölülerin ellerini televizyona yaklaştırıyorlar ve insanlar yaklaştıkça ölülerinin ellerini televizyona dokundurtuyorlar ve eli televizyona dokunan bütün ölülerin gerçekten de ölümden dirildiğini görüyorum.’’
Devamı...
25 Haziran 2008
Geçen 15 senelik zaman içerisinde Benny Hinn ve kendisine benzer ‘İman Şifacıları’ gelecekle ilgili uydurma peygamberliklerde ve açıklamalarda bulunmuşlardır. Bunların arasında sahtekarlıkta en ileri gideni Benny Hinn olmuştur. Benny Hinn 19 Ekim 1999 tarihinde, dünyanın her tarafında ölüleri gömmek yerine ölülerin tabutlarını televizyonların karşısına koyup ölülerin ellerini televizyona dokundurtmalarını ve ölülerin dirilmeye başlayacağını söylemiştir. Benny Hinn’in kendi sözlerine bakalım:
‘’TBN (TV kanalı) için şunu görüyorum. Bu kanalı izleyerek ölülerin ölümden dirildiğini göreceksiniz. TBN kanalını izleyerek ölülerin diriltilmesini sağlayacaksınız... Size söylüyorum, ben bunu Ruh’ta görüyorum. Harika olacak – İsa sana bunun için hamdediyorum – Dünyanın her tarafında insanlar – Amerika’da o kadar çok olmasa da – Dünyanın her tarafında insanlar sevdiklerini kaybedecekler ve cenazeleri almaya gelenlere ‘Henüz olmaz. Ben sevdiğim bu kişiyi alıp 24 saatliğine televizyonun önünde tutacağım’.... Televizyonların önünde sıra sıra tabutlar görüyorum ve ölü yakınları ölülerin ellerini televizyona yaklaştırıyorlar ve insanlar yaklaştıkça ölülerinin ellerini televizyona dokundurtuyorlar ve eli televizyona dokunan bütün ölülerin gerçekten de ölümden dirildiğini görüyorum.’’
Devamı...
İngiliz Puritanlardan Günlük Yazılar
Türkçe'de ne kadar az temel Hristiyan kaynak olduğunu bilerek sitemizi şekillendirmeye başlamıştık. Özellikle Hristiyan Reform dünyasının hazinelerinden çoğu zaman mahrum kalan Türk insanı için sürekli kaynak yaratma çabalarımız devam ediyor. William Gurnall'ın Ruhsal Savaş üzerine yayınladığımız günlük notlarından sonra, yeni bir diziyle siz değerli ziyaretçilerimize ulaşmanın sevincini yaşıyoruz. İngilizce'de Day by Day With The English Puritans adıyla yayınlanan kitabı artık sitemizde düzenli olarak okuyabileceksiniz. Rab değerli iman atalarımızın teşvik, uyarı ve tanıklık dolu sözlerini yaşamlarımızda kullansın.
...
OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!
...
OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!
Önceden Belirleme ve Kadercilik
Loraine Boettner
Hristiyan doktrini olan Önceden Belirleme ve putperest doktrini olan kadercilik birbirleriyle karıştırılarak birçok yanlış anlama ortaya çıkmaktadır. Gerçekte bu iki doktrin arasında sadece tek bir ortak nokta vardır; o da iki doktrinin de gelecekteki bütün olayların mutlak kesinliğini varsaymalarıdır. Aralarındaki temel farklılık ise Kadercilik’in kendi içerisinde kişisel bir Tanrı’ya yer vermemesidir. Önceden belirleme, meydana gelen her olayın, sonsuz bilgelikte, güçte ve kutsallıkta olan Tanrı’nın bu olayların o şekilde gerçekleşmelerini belirlemesidir. Kadercilik ise meydana gelen her olayın kör, kişisel olmayan, ahlaki olmayan ve bir akla sahip olmayan, fiziksel gereklilikten ayırt edilemeyen ve tıpkı güçlü bir nehrin bir ağaç parçasını taşıdığı gibi bizi kontrolünde tutan bir güce olan inançtır.
Önceden belirleme, Tanrı’nın sonsuzluktan beri, olayların dünyasal düzende gerçekleşmelerini sağlayarak tek bir plana veya amaca sahip olduğunu öğretir. Tanrı’nın olmasını buyurduğu herşeyin, yeterli sebepler üzerinde kurulmuş mantıklı kararlar olduklarını ve “bütün yaratılışın bu yönde hareket ettiği” tek bir yüce amacın olduğunu öğretir. Önceden belirleme, bu plandaki amaçların ilk olarak Tanrı’nın yüceliği ardından ise O’nun halkının iyiliği olduğunu öğretir. Diğer yandan kadercilik en son nedenler kavramını reddeder. Evrensel bir imparatorluğun yönetimini sonsuz bilgeliğin ve sevginin elinden alarak kör bir gerekliliğin eline verir. Kadercilik, doğanın akışını ve insanlığın deneyimlerini, bilinmeyen ve kendisine karşı savaşmanın ve karşı çıkmanın anlamsız olduğu karşı konulamaz bir güce atfeder.
Önceden belirleme doktrininde insanın özgürlüğü ve sorumluluğu tam olarak korunmaktadır. Kesinliğin tam ortasında Tanrı insan özgürlüğünün nasıl olacağını belirlemiştir. Ancak kadercilik, hiçbir seçim gücüne veya özgür iradeye yer vermez. İnsanın hareketlerinin tıpkı doğa yasaları gibi kendi kontrolünün tamamen dışında olduğunu, insanın kişisel olmayan ve ahlaki düşüncelere yer vermeyen soyut bir güç tarafından yönetildiğini öğretir. Önceden belirleme ise bütün bunları Tanrı ve insan için eylemlerinin sebepleri ve sonuçları olarak gösterir. Önceden belirleme dine, sevgiye, merhamete, kutsallığa, adalete ve bilgeliğe anlaşılabilir en önemli yeri verirken kadercilikte bunların hiçbirine yer yoktur. Önceden belirleme Tanrı’nın görkemini ve O’nun krallığının bütün yüceliğini gözler önüne sermesine ve hiçbir şeyin sarsamayacağı bir güvence vermesine rağmen kadercilik şüpheciliğe ve ümitsizliğe yöneltir.
devamı...
Hristiyan doktrini olan Önceden Belirleme ve putperest doktrini olan kadercilik birbirleriyle karıştırılarak birçok yanlış anlama ortaya çıkmaktadır. Gerçekte bu iki doktrin arasında sadece tek bir ortak nokta vardır; o da iki doktrinin de gelecekteki bütün olayların mutlak kesinliğini varsaymalarıdır. Aralarındaki temel farklılık ise Kadercilik’in kendi içerisinde kişisel bir Tanrı’ya yer vermemesidir. Önceden belirleme, meydana gelen her olayın, sonsuz bilgelikte, güçte ve kutsallıkta olan Tanrı’nın bu olayların o şekilde gerçekleşmelerini belirlemesidir. Kadercilik ise meydana gelen her olayın kör, kişisel olmayan, ahlaki olmayan ve bir akla sahip olmayan, fiziksel gereklilikten ayırt edilemeyen ve tıpkı güçlü bir nehrin bir ağaç parçasını taşıdığı gibi bizi kontrolünde tutan bir güce olan inançtır.
Önceden belirleme, Tanrı’nın sonsuzluktan beri, olayların dünyasal düzende gerçekleşmelerini sağlayarak tek bir plana veya amaca sahip olduğunu öğretir. Tanrı’nın olmasını buyurduğu herşeyin, yeterli sebepler üzerinde kurulmuş mantıklı kararlar olduklarını ve “bütün yaratılışın bu yönde hareket ettiği” tek bir yüce amacın olduğunu öğretir. Önceden belirleme, bu plandaki amaçların ilk olarak Tanrı’nın yüceliği ardından ise O’nun halkının iyiliği olduğunu öğretir. Diğer yandan kadercilik en son nedenler kavramını reddeder. Evrensel bir imparatorluğun yönetimini sonsuz bilgeliğin ve sevginin elinden alarak kör bir gerekliliğin eline verir. Kadercilik, doğanın akışını ve insanlığın deneyimlerini, bilinmeyen ve kendisine karşı savaşmanın ve karşı çıkmanın anlamsız olduğu karşı konulamaz bir güce atfeder.
Önceden belirleme doktrininde insanın özgürlüğü ve sorumluluğu tam olarak korunmaktadır. Kesinliğin tam ortasında Tanrı insan özgürlüğünün nasıl olacağını belirlemiştir. Ancak kadercilik, hiçbir seçim gücüne veya özgür iradeye yer vermez. İnsanın hareketlerinin tıpkı doğa yasaları gibi kendi kontrolünün tamamen dışında olduğunu, insanın kişisel olmayan ve ahlaki düşüncelere yer vermeyen soyut bir güç tarafından yönetildiğini öğretir. Önceden belirleme ise bütün bunları Tanrı ve insan için eylemlerinin sebepleri ve sonuçları olarak gösterir. Önceden belirleme dine, sevgiye, merhamete, kutsallığa, adalete ve bilgeliğe anlaşılabilir en önemli yeri verirken kadercilikte bunların hiçbirine yer yoktur. Önceden belirleme Tanrı’nın görkemini ve O’nun krallığının bütün yüceliğini gözler önüne sermesine ve hiçbir şeyin sarsamayacağı bir güvence vermesine rağmen kadercilik şüpheciliğe ve ümitsizliğe yöneltir.
devamı...
Mucizevi Şifa ve Tanrı’nın Hakimiyeti
Dr. C. Everett Koop
Cerrahi yaşamım boyunca kaç ameliyata girdiğimi bilmiyorum. Ancak, girmiş olduğum bir tür ameliyat sayısı 17.000 ve başka bir tür ameliyat sayısı da 7.000’dir. Otuz dokuz yıl cerrahlık yaptım ve yaklaşık 50.000 kadar ameliyata girmiş bulunmaktayım. İşimde çok başarılıydım ve ameliyat için dünyanın dört bir yanından insanlar bana gelirlerdi. Hastalarımın aileleri de beni severlerdi çünkü, hastalarımda neşter vurduğum yerlerin iyi bir iyileşme yöntemi vardı. Hiç kimse büyük yara izlerinden hoşlanmaz. Eğer bu yara çocuklarda ise en çok annelerini üzer. Bu yüzden, hastalarımda bırakmış olduğum bu yara izlerini, mümkün olabildiğince küçük, kısa ve ince hale getirebilmek için daha mesleğime ilk başladığım sıralarda özen göstermeye başladım. Bu “görünmez” yara izleri adeta benim markam oluvermişlerdi. Fakat, ben bir şifacı mıydım?
İnce yara izleri bırakmanın sırrı; kesilen derinin iki yanını titiz bir şekilde –iki yanı da tam hizalayarak- kapanmasını sağlamak, yani deriyi, uygun bir şekilde kenarlarından birleştirmektir. Ben dikme işlemini doğrudan değil, derinin altından yapıyor ve düğümleri de açık yaranın en alt noktasında atıyordum. Sizin düşünmeniz gereken tek şeyse, bunları yaptıktan sonra nasıl kabardığımı görmenizdir.
Deri parçalarını birleştiren bendim, ancak, serumu pıhtılaştıran da Tanrı’ydı. Fiberplast maddesini açık derinin bir tarafından diğer tarafına geçiren Tanrı’ydı. Fiberplast maddesini bitisik haline dönüştüren ve belki de bu işlem için gereken, sizin ve benim bilmediğimiz elli tane küçük ve karışık işlemi yapan Tanrı'ydı. Acaba Tanrı, Fiberplast maddesinin yanına gelip de ona nasıl davranması gerektiğini öğretmiş miydi? Bir anlamda, evet öyle yaptı. Ancak Kendisi, bunu doğrudan Kendi doğa yasaları ile yaptı; aynı çimlerin büyümesini, yağmurun yağmasını, depremlerin olmasını sağladığı gibi. O zaman soru, “Tanrı mı şifa verir” sorusu olmaz mı? Tabi ki de şifa verir! Bu soru üzerinde bir duralım: Kabul edelim ki Tanrı şifa verir. O zaman bu şifa, doğal bir şekilde doğa yasalarıyla mı yoksa bu yasaları çiğneyerek mi (mesela, bir mucize gibi...) elde edilmiş olur?
Tanrı’nın Olağan İnayeti
Denizlerin karalardan ayrılması, uçağın havada durabiliyor olması, yavru kedilerin büyüyüp gelişmesi Tanrı’nın bir inayetidir. Erkek üreme hücresinin (sperm) 23 kromozomu...
devamı...
Cerrahi yaşamım boyunca kaç ameliyata girdiğimi bilmiyorum. Ancak, girmiş olduğum bir tür ameliyat sayısı 17.000 ve başka bir tür ameliyat sayısı da 7.000’dir. Otuz dokuz yıl cerrahlık yaptım ve yaklaşık 50.000 kadar ameliyata girmiş bulunmaktayım. İşimde çok başarılıydım ve ameliyat için dünyanın dört bir yanından insanlar bana gelirlerdi. Hastalarımın aileleri de beni severlerdi çünkü, hastalarımda neşter vurduğum yerlerin iyi bir iyileşme yöntemi vardı. Hiç kimse büyük yara izlerinden hoşlanmaz. Eğer bu yara çocuklarda ise en çok annelerini üzer. Bu yüzden, hastalarımda bırakmış olduğum bu yara izlerini, mümkün olabildiğince küçük, kısa ve ince hale getirebilmek için daha mesleğime ilk başladığım sıralarda özen göstermeye başladım. Bu “görünmez” yara izleri adeta benim markam oluvermişlerdi. Fakat, ben bir şifacı mıydım?
İnce yara izleri bırakmanın sırrı; kesilen derinin iki yanını titiz bir şekilde –iki yanı da tam hizalayarak- kapanmasını sağlamak, yani deriyi, uygun bir şekilde kenarlarından birleştirmektir. Ben dikme işlemini doğrudan değil, derinin altından yapıyor ve düğümleri de açık yaranın en alt noktasında atıyordum. Sizin düşünmeniz gereken tek şeyse, bunları yaptıktan sonra nasıl kabardığımı görmenizdir.
Deri parçalarını birleştiren bendim, ancak, serumu pıhtılaştıran da Tanrı’ydı. Fiberplast maddesini açık derinin bir tarafından diğer tarafına geçiren Tanrı’ydı. Fiberplast maddesini bitisik haline dönüştüren ve belki de bu işlem için gereken, sizin ve benim bilmediğimiz elli tane küçük ve karışık işlemi yapan Tanrı'ydı. Acaba Tanrı, Fiberplast maddesinin yanına gelip de ona nasıl davranması gerektiğini öğretmiş miydi? Bir anlamda, evet öyle yaptı. Ancak Kendisi, bunu doğrudan Kendi doğa yasaları ile yaptı; aynı çimlerin büyümesini, yağmurun yağmasını, depremlerin olmasını sağladığı gibi. O zaman soru, “Tanrı mı şifa verir” sorusu olmaz mı? Tabi ki de şifa verir! Bu soru üzerinde bir duralım: Kabul edelim ki Tanrı şifa verir. O zaman bu şifa, doğal bir şekilde doğa yasalarıyla mı yoksa bu yasaları çiğneyerek mi (mesela, bir mucize gibi...) elde edilmiş olur?
Tanrı’nın Olağan İnayeti
Denizlerin karalardan ayrılması, uçağın havada durabiliyor olması, yavru kedilerin büyüyüp gelişmesi Tanrı’nın bir inayetidir. Erkek üreme hücresinin (sperm) 23 kromozomu...
devamı...
Copyright
Sitemizde kullanılan eserler ve makaleler yayıncı ve çevirmenlerin haklarıyla korunmaktadır. İzin alınmaksızın kaynak belirtilse dahi kullanımı yasaktır. Lütfen kaynakların kullanımı için bizimle irtibata geçiniz.








